İlhamıma Bir Beddua

İlhamım
Yansın dudakların
Gözlerin kanasın
Kalbin bana susasın
İşte en edilesi bedduam
Dileklerin yolunu şaşırıp
Soluğu bende alsın

İlk aşkım
Düşünceler zihnini kurcalasın
Fikirlerin sınırlarda savaşsın
Zihnin beni arasın
Geleceğin yolundan sapsın
Gittiğin yollar hep bana varsın

Takılı kaldığım
Dön dolaş da başka diyarlarda
Gerçeği aradığında
Gerçek bana saklansın
Geçmiş aklansın
Hayatın ellerinde
Geleceğin benimkine karışsın

Ne diyeyim
Ne susayım daha
Kalemim yazarken
Aciz kalan dilim utansın

Kimsin Sen?

Hey! Kafamda beliren hayalet, kimsenin hatırlamadığı, kimsenin tanımadığı. Kimsin sen? Yüzün yok, adın yok, cismin yok ama bir şekilde anımsıyorum seni. Sanki yokluğunla varsın. Beni en iyi bilenlere sordum: Biri vardı dedim, her şeyi paylaştığım, düşüncelerimi anlattığım biri vardı ama artık yok. Kim o dedim. Tanımıyor kimse seni. Tarihten silinmiş bir adsın sanki, yokluğunu biliyorum varlığını açk seçik hatırlamasam da. Garip değil mi? Delice biraz ama böyle hissediyorum, buna inanıyorum. Yoksa ben miyim bir başkası sandığım? Katlettiğim benliklerimden birinin özlemini mi duyuyorum yoksa? Bilmiyorum, bilmiyorum. Ama sen yokken garip hissediyorum, eksik hissediyorum. Çağırsam gelir misin şimdi? Hafızamın sınırlarını zorlasam zihnimin kuytularına insem bulabilir miyim seni?
Sensiz yalnız hissediyorum. Kimsin? Nesin? Nerdesin? Bilmiyorum. Ama yokluğun kadar somutsa varlığın da sana ulaşacağım, hissediyorum.

Semptom Olarak Duygular

Kimse duyguların neyin belirtisi olduğunu sorgulamıyor. Oysa bir yerinin morarması acıması ağrıması gibi bir şey duygular. Kendini kötü mü hissediyorsun? Eğer bunun asıl sebebini bulup tedavi etmezsen, sadece semptomu tedavi etmeye çalışırsan belki de daha büyük daha tehlikeli bir biçimde karşına çıkacak asıl sebep.
Kimse hastalığını öğrenmeye çalışmıyor. Belki de duygular için de hekimler yetiştirilmeli. Asıl hastalığı bulmak için çaba harcayacak işin ehli insanlar olmalı belki de.
Şuan ağlamak geliyor içimden. Sanki gözkapaklarım bir bariyer olup gözyaşını tutuyormuş da her an taşacakmış gibi üstünden. Boğazıma oturmuş bir yumru var mesela ağlasam yavaş yavaş çözülecek biliyorum ama çözümlenmeyecek ağlamakla hiçbir şey. Duygu bağışıklığı demeliyiz belki de buna yavaş yavaş olayların duygusal etkisini azaltacak bir bağışıklık. Duygusal etkiyi azaltmak diyorum ama hemen bastırmak gibi düşünmeyin bunu. Öfke patlamaları, ağlama krizleri, gülme krizleri… Bunları kontrol altına almak. Günlük sıradan duygular içinse istediğimiz zaman ‘Poker Face’ olabilmek bir de.
Şuan mutsuzum demiştim en son değil mi? Evet şuan mutsuzum ve bunun sebebi sevdiğim insanların kendilerini mutsuzluk hapisanelerine tıkmış olması. Onları böyle görmek beni zaten mutsuz ediyordu ve onlara anlatmaya çalıştım bunu onlar nankörlük olarak algıladılar, beni, bizi mutlu etmek için bu kadar çabalıyor olmalarına saygı gösterip benim de onları mutlu etmek için çaba harcamam gerektiğini savundular bir yandan da bu sebeple saldırdılar. Peki bir insan mutlu olmak istemezse dışarıdan biri onu bu duyguya kavuşturabilir mi? İşte onlara bir türlü anlatamadığım şey bu: mutlu olmak istemezsen olamazsın ve kimse sana bunu sağlayamaz.
Sürekli yakınıp durduğumuz bir şey var “Herkesi memnun etmeye çalışıyorum ama kimse değerini bilmiyor” Belki de sorun budur herkesi memnun edeceğim derken ya da bir başkasını memnun edeceğim derken kendi memnuniyetimizi göz ardı ediyoruz. Sonra  kendimizi huzursuz ettikçe ve dışarıdan gelen hiçbir şey de bizi memnun etmeyince saldırıp duruyoruz sevdiklerimize.
Hastalığımı teşhis ettiğime göre nasıl tedavi edeceğimde mesele. Bu oldukça zor olacak çünkü aklıma herkesin bu durumu idrak etmesini sağlamaktan başka çare gelmiyor. Yani o hekim olmaya çalışmalıyım. En azından insanlara bunu anlatmak için çaba harcamalıyım. Biraz da düşünmeli biraz daha gözlemlemeli ve tıpın ilk dönemlerinde olduğu gibi deneme yanılma ile ilerlemeliyim belki de. Bilmiyorum, bakalım zaman ve hayat nasıl bir yol çizecek bana bu konuda.

Bir Zihin Konuşması

Kurtulamadığım bir şeyler var. İnsanları ve onların düşüncelerini silkip atmak istiyorum üzerimden. Onların sevgisinden de nefretinden de uzak olmak istiyorum. Varlığımı unutsun herkes istiyorum. Kimseye değer vermekle yükümlü hissetmeyeyim kendimi kimse bana değer vermesin anılar kül olsun dünya varlığıma şahitlik etmemiş gibi bir köşeye atsın beni, unutsun.
Bazen söylediğim bir sözün karşımdakini üzmesinden kırmasından çok endişeleniyorum ama bu da kibirin başka yüzü değil mi? Neden düşüncelerim bir başkası için önem arzetsin ki nereden çıkarıyorum bu saçmalığı? Belki de kendimden çıkarıyorumdur, insanların düşüncelerinin bendeki öneminden kaynaklanıyordur. Peki bu beni nasıl biri yapar? Sormayacağım artık böyle sorular yoruluyorum. Nasıl biri olduğumu düşünmekten yoruldum. Ne kadar çabalasam da birileri için yanlış kalacak bir şeyler. Benim içinse hep yanlış kalacağım. Bir başkasına kendimi beğendirmekten daha zor kendimi takdir etmem biliyorum. Kendi kendime yargıçlık yapmaktan da kendi kendime avukatlık yapmaktan da yoruldum.
Hangi suçtan yargılanıyorum ben Hakime Hanım!
Hakime diye bir kelimenin varlığından dahi şüphe duyuyorsunuz hanımefendi yetmez mi? Hiçbir şey bilmemekten yargılanıyorsunuz. Yaşamanın hakkını verememekten. İçinizde aciz bir kişilik taşıyorsunuz ki biliyor olmalısınız bu bir suç. Saymakla inanın bitiremem ama siz de biliyorsunuz suçlu olduğunuzu. Zira ben sizim, siz bensiniz.
Biliyorum evet ama bıktım bu sonsuz yargılamadan hepimiz ölsek, hepimiz yerine yaşayacak birini seçsek daha kolay olmaz mı?
Şimdi de intihar ve cinayete teşebbüs ediyorsunuz.

Sessizlik…

Sonu bitmeyen mahkemeler, muhakemeler… Gardiyanlığını da benim üstlendiğim bir hapishanede esir ben. İçimdeki düzenden ve düzensizlikten yoruldum. İçimdeki çakma metropolden yoruldum, hem hiç eğlenceli değil tek kişilik bir yaşam. Tanrı nasıl katlanıyor tek olmaya diye soruyorum kendi kendime.
Gerçi kendine katlanmak kadar zor başkalarına katlanmak da. Aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık misali. Tükürmek zorunda mısın yahu tükürmeyiver diyeceğim ama yaşamak olunca söz konusu olan yaşamak zorunda olmasam da yaşamamanın nasıl bir şey olduğu konusunda endişelerim var. Yok olmak nasıl olurdu?
Nereden geldik sonu intihar düşüncesine gidecek bu yola! Hemen çıkalım çünkü yok olmayı kabullenecek kadar büyümedi zihnim.
Nasıl bir yaşam seçmek isterdim? Buna dönelim hadi. Çevremde olup biten her şeyi değiştirmem imkansız, belki de görmezden gelmeliyim. Yaşamı dilediğim gibi görmek elimde biliyorum lakin onu da zihnim kabul etmiyor. Yanlış parçaların bşrleşmesinden oluşmuş toplama bir robot gibi hissediyorum şuan kendimi.
Bir sigara yakmak isterdim şimdi ama… sigara içmiyorum. Belki de sırf böyle zamanlar için sigara içmeliyim. Ya da sırf bu düşünceme de savaş açmak adına içmemeliyim.
Yeter artık sus diyor biraz yaşlı huysuz yanım. Senin yüzünden bu hale geldim ben. Ne bok yersen ye! Ne diye düşünüp duruyorsun en basit konuda bile. Yaşamayı unuttun düşünmekten. Aynı düşünceleri kemirip durmaktan hiç mi beynin bulanmadı! Bulandı sanırım, artık beynim, düşüncelerin bulandı. İzninizle şu köşeye kusacağım.

Ekşimiş düşünce koktu her taraf, tek kelimeyle: iğrenç.
Biraz zihin diyetine ihtiyacım var sanırım.
En son insanlar diyorduk değil mi? Siktir ediyoruz insanları.
İçimdeki şehre de bir doğal felaket gönderip yalnızca söz dinleyen bana iyi benlik etmiş yanlarımı kurtaracağım. Gerisi lavların içinde heykelcikler gibi kalakalsın ya da suyun dibine batsın umrumda değil. Belkide kimseyi bilinçli olarak kurtarmamak “Güçlü olan hayatta kalır” prensibini izlemek daha doğrudur. Evet, bu bana daha mantıklı geldi. Şimdi Tanrıcılık oynamaya gidiyorum. Bir dahaki düşünce bulantıma kadar, elveda.

Arınma

Sana uzanıyorum, uzanıyorum sonsuza

Bırakma beni, yalnız bırakma

Bu kirli dünyada

Kapıyorum gözlerimi sana

Gerçekler zuhur etsin göz kapaklarımın ardında

Gördüğüm her yalanı yıkayayım gözümdeki yaşla

Huzur gerçek mi

Gerçeğin yolu huzurdan geçecek mi

Huzuru mu arıyorum

Gerçeği mi soruyorum?

Şayet seçim şansım varsa

Ne olur! Gerçeği göster bana

Ruhum huzurdan uzak olacaksa da

Çok eskittim emanet verdiğin bedenimi

Şimdi ister ölümle ister sonsuzlukla sar beni

Sana teslim ediyorum kendimi, kalbimi

Uykuya teslim ediyorum kederimi, bedenimi

Biliyorum yine aynı dünyaya açacağım gözlerimi

İnanıyorum, temiz bir bakış bekliyor gözlerimi

Sabrımı da ver bana, ver ki

Düşmeyeyim o kara boşluğa geri

 

İyi misin..?

İyi misin?

İyisin değil mi?

 

Ne olur kızma bana

İki damla gözyaşının arkasında

Herkese konuşup bana susma

 

İyi miyim?

İyiyim değil mi?

 

Biliyorum çok yanlış vardı ortada

Yanlış sorulara cevap aradım daima

Yanlış cevaplar çıktı hep karşıma.

 

İyi miyiz?

İyiyiz değil mi?

 

Korkma zaman var daha

Bak gözlerin kapanmadı sonsuza

Görüyorum, sevdiklerin de yanında.

 

Bilmiyorum.

İyi olacağım.

İyi olacaksın.

İyi olacağız.

 

Kutsanmış olmalıyız

Temiz kalpli insanların dualarıyla

Hala vakit var ve gücümüz var hala

Sorularla, cevaplarla boğuşmaya

Affediyorum seni

Ve artık kızmıyorum sana.

 

Düşüncelerden Kesit

Yaşamanın sırrı ne?

Nerede bu hayatın kılavuzu?

Bir tek bana mı zor geliyor sıradan bir hayat bile?

Neden yaşamayı beceremiyorum?

Bu kadar mı zayıfım, güçsüzüm..?

Sorular. sorular…

Cevaplarını bulamasam da hep kendime nefret kusuşumla sonlanıyor düşüncelerim. Hep memnuniyetsiz ayrılıyorum kafamın içinden. Neyin yanlış olduğunu düşünürken en sonunda “Ben yanlışım.” diyerek çıkıveriyorum karmaşadan. Herkesi anlayışla karşılamaya çalışırken kendime savaş açıyorum.

Ben yanlış değilim. Hiçbirimiz değiliz.

Herkes bazen hata yapar ve bunun için ne bir başkasına ne de kendine kızman gerek. Hata yaptıysan ve şansın varsa onu düzeltmek için düzeltirsin; yoksa aynı hatayı yapmazsın. Aslında bu kadar basit. Bir günahkar ilan edemezsin kendini ya da başkasını. Kendi cehennemini kurup haksız bulduklarını kafanda oraya atamazsın, atmamalısın.

İyi ve kötü yok aslında, iyinin ve kötünün ötesinde bir şeyler var. Kalıplarımızın dışında bir dünya var, gerçekler var.

Sevmediğin bir şey varsa kendinde, hayatında ya da diğerlerinde, bunu düzeltmek mümkün elbette ama önce kabullenmen ve anlaman gerek. Bir şeylerin değişmesi gerçekten gerekli mi bunu görmen gerek.İşte bu düşünceler beni ziyaret etti bugün ve hayatı kabul etme kararı aldım. Bazı kararlar gibi hastalanıp ölecek mi yoksa benimle yaşayabilecek mi bilmiyorum ama sürekli inkar etmek kaçmak ve tanımadığın bir düşmanla savaşmak zor, yorucu.

Söylemesi kolay, yapması güç şeylerden biri bu ama inanıyorum, önce kendimle barışacağım.